İki siyasi kongre ve Kürt meselesi Taraf / herTaraf - Istanbul - 14.10.2009
SEBGETULLAH SEYDAOĞLU * / AKP kongresinin –umulanın aksine- düşük profilli ve ideolojisiz geçmesi ve kongrede geçmişe atıf yaparak, geleceğe dair bir projenin ortaya konmaması, umutları bir başka bahara bıraktı.
3 ekimde yapılan AKP kongresi ve 4 ekimde yapılan DTP kongresinin yıllardan beri var olan ve kamuoyunun nefesini tutup beklediği sonuç ve çözüm önerileri, maalesef siyasal hesap ve menfaatler ve oy avcılığı ekseninde düşük profilli, oksijensiz, lider sultası (tek aday, tek liste), parti içi demokrasinin olmadığı geleneksel bir siyasi hava içerisinde sonuçlandı.
Sayın Başbakan’ın demokratik söylem ve açılımları ve isim vererek sembolleştirdiği bazı vurgular cesur ve tutarlıydı. Ancak Kürt tarihinde iki Said’den birisini özellikle vurgulaması, ancak Şeyh Said’i ağzına almaması düşündürücü ve manidardır. Kürt-Türk anaların acılarını vurgularken Ergenekon ve faili meçhul gibi içte ve dışta gündemde olan hayati sorunları vurgulamaması Sayın Başbakan’ın siyasi denge ve oligarşik bir baskının altında olduğu imajını veriyordu.
Kürt kökenli vekillere tasfiye
AKP kongresinin merkez karar listesinde 75 Kürt kökenli milletvekilinin tasfiye edilmesi, “yerel seçim sonuçlarıyla ilintili bir ince ayar mı vardı” diye akıllarda mutlaka soru işaretleri bırakır. Kongrede, işçi, liberal, köylü, sendikacı, sivil toplum temsilcisi, üniversiteli, genç ve Kürt sorununa duyarlı hiç kimsenin bulunmaması, partinin merkeze çekilip asıl oy ve irade sahibi olan, siyasetin kaderini tayin eden varoşların unutulması, var olan bütün sorunların çözümünde nasıl bir yol haritasının izleneceği konusunda da şüpheler uyandırmaktadır. Hattı zatında, bu gruplar iki yılı aşkın sürede tüm olan bitenlerden habersiz gelenekçi sorumlulukların bilincinde olmadan olaylara seyirci kalıp barışçı sürece beklenen katkıyı sunmadılar, soyut kaldılar, sessiz kaldılar.
AKP kongresinin –umulanın aksine- düşük profilli ve ideolojisiz geçmesi ve kongrede geçmişe atıf yaparak geleceğe dair bir projenin ortaya konmaması, umutları bir başka bahara bıraktı. Modern salona hâkim olan siyasal İslâmı simgeleyen marka ve etiket giyimli bay ve hanımefendilerin ve otoparkta park eden 4x4 BMW, Mercedes ve Audilerin varlığı, TÜSİAD’a karşı yeni oluşturulan yeşil sermaye ağırlıklı Anadolu’nun elit İslâmi burjuvasını temsil etmekteydi. Yani misyonuna uygun değer yargılarını temsil eden İslâmi motiften soyut idi. Kabul etmek gerekmektedir ki Türkiye’deki İslâmi hassasiyetler hiç bir dönemde bu kadar dejenere olmamışlardır. İslâmcı çevreler İslâm’ın özüne ilişkin bütün hassasiyetleri bir yana iterek yalnızca “BİZDEN” parantezine önem atfetmeye başladılar. Bu da kadim İslâmi anlayışın adalet, hakkaniyet, paylaşım, israftan uzak ve gösterişsiz bir yaşam hedefinin rafa kalkmasına neden oldu. Artık yeni yetme zenginler ziyaretlerini Miami adalarına değil, Dubai’ye veya Umre’ye yapar oldular. Sayın Başbakan biliyor ki din ve inanç bir felsefi anlayış değildir. Beşeri tasarruf ve yorum da değildir. İlahi bir ahkâm ve adalettir.
AKP açılımları ve demokratikleşmeleri “miş” gibi gündemleştirmiştir. Sorunu çözeceğiz vs. gibi argümanlarla toplumun acil beklentilerini bloke etmeyi prensip edinme hatasına girmemelidir.
Başbakan’ın ruh hali sürekli değiştiği için kendi söylediklerinin arkasında ne kadar durur bilemiyorum? Kürt sorununa bir çözüm mecrasına girmesi açısından ciddi bir fırsat yakalandı. Ancak ciddi bir siyasi irade ortaya koymak gerekir. Kararlılığı bir somut adım atmakla orantılıdır.
Sayın Başbakan’ın “farklı etnisiteden olanları kovmak faşistlikti” tesbiti (CHP, MHP’yi kastetmesi) doğru bir tesbittir. Sürecin barışçıl bir noktaya evrilebilmesi için yoğun bir emek ve mücadele şarttır. İlkeli bir duruş sergilenmelidir.
Bu Anayasa yama tutmaz
Anayasa’ya yama yapmak bir işe yaramaz. Tümü ele alınıp gözden geçirilmelidir. Sivil Anayasa hedefi rafa kaldırılamaz. Aksi takdirde siyasi istikrar ve sosyal barış kazanılamaz. Yönetmelik ve basit uygulamalar sonuç veremez.
Vesayet demokrasisine takılıp kalınmamalıdır. Sorunun adını ne koyarsanız koyun, çözüme gitmek zorundayız. Devlet, karşısındaki taba tarifini aşmalı ve kendisine yönelecek oligarşik baskıdan korkmamalıdır.
Yapılan son ankette Türkiye kamuoyunun yüzde ellisinin üzerinde bir oranı açılıma destek veriyor. AKP tabanı ise yüzde seksen oranında destekliyor. Biliyoruz ki Sayın Başbakan’ın işi zor. Statlardaki faşizan tahrikler ve sokaktaki Ergenekon’un ayak izleri silinmese bile, toplumun büyük bir kesimi sürece destek vermektedir.
Özellikle konuşmasının geneline yansıttığı milli birlik ve beraberlik vurgusunu ve “biz bölücü değiliz” deme ihtiyacını ne adına ve niçin hissettiğini anlamak mümkün değildir. Kongre Sayın Başbakan’ın biat ve tasarrufu altında geçti. Oysa demokrasiye bu kadar özlem duyan, AB sürecinde kararlılığını dile getiren AKP’den siyasetin masa başında şekillenmesi, milliyetçi ve muhafazakâr ağırlıklı olması beklenmezdi.
Ne vizyon ne de misyon vardı
Yani özetle, AKP’nin MKYK listesi ve kongre havası siyaset sosyolojisinin zeminini temsil edecek bir vizyon ve misyondan uzaktı.
Ama tarihî bir gerçektir ki Türkiye’de mevcut ırkçı şoven, statükocu ve geleneksel muhalefet partilerinin liderlik anlayışı ve yapısı devam ettikçe bu olumsuzluklara rağmen AKP iktidarı devam edecektir. DTP’nin kongresine gelince; temsil ettikleri iddiasında bulundukları Kürt sorununun çerçevesini çizip ilkeli ve kararlı bir duruş sergilemeleri beklenirken üstlenmiş oldukları misyon ve sorumluluklarının farkında olmadan muhatabın sorunlarını farklı adreslerde göstermeleri siyaset bilimiyle ve çözüm ilkeleriyle çelişmektedir. DTP’nin, milyonlarca kişinin beklentilerini, çözümün yol haritasını ve var olan sorunlarının hallini bir tek kişinin iradesine bırakması ne kadar ilkeli bir duruştur? Olmazsa olmazlarda direterek, verilmez taleplerde bulunarak sorunun daha uzun yıllara yayılacağı bir inat ve restleşme yanlışına düşülmemelidir. TBMM’ye gelme amaç gaye ve hedeflerini unutmamalılar.
Bizim gibi derin hesapları ve politikaları bilmeyenler hayatları boyunca doğru refleks ve duruşları ile halkına hizmet etmeyi şiar kabul etmişlerdir. Siyasetten hiçbir beklenti ve minneti olmadan doğruları söylemektedir.
DTP Başkanı Ahmet Türk, Karma Parlamento Eşbaşkanı Joost Lagendijk’a 26 kasım günü TBMM’de ziyaretinde “bizi yalnız bıraktınız” diye serzenişte bulunması talebi Devlet Bahçeli’ye de ilk gün centilmenlik de olsa yaptığı saygıyı kendi temsil ettiği Kürt halkıyla barışık bir performans göstermesi gerekmez mi? Son kongredeki tablonun vitrinine baktığımızda Türk solunun CHP’si neyse DTP vitrini klasik Kürt solunun ağırlıklı bir resmini sergilemekteydi. Kürt toplumunun ortak bir ses ve iradesi yoktu. Ya DTP’lisin, ya Kürt değilsin gibi bir jakoben anlayış yanlıştır. Özellikle kongredeki düşünce ve hedefleri savunan kadroların medyaya yansıyan görüntüleri Kürt halkının demokrasi kültürü, güven ortamı ve ortak bir sesin yetersizliğini göstermesi açısından manidardır.
Sonuç itibariyle ülkenin gündeminde olan acil öncelikli ve tarihî miadı gittikçe yaklaşan açılımı ve barış çabaları, bu restleşme politikaları ile kazaya uğrayabilir. Kürt ve Türk toplumu nefesini tutmuş sorunun çözümünde her iki tarafın atacağı adımları gözler, kendi siyasi ve insani kaderlerinin geleceği konusunda ciddi beklentiler içindeyken, gelişmeleri takip etmekte ve değerlendirmektedir de. Hiç kimsenin makam, mevki ve OY hesabı yaparak gelişmelere göre pozisyon alma, hayati sorunu zamana bırakma hakkı ve lüksü yoktur. Özgürlük ve demokrasi kavramları ve evrensel değerler, üzerinde tartışma ve pazarlık konusu kabullenmeyecek kadar hassas ve önem arz eden bir konudur.
Anayasa statik bir kavram değildir. 12 Eylül Anayasası’nın acilen değiştirilmesi elzemdir. Tüm umutlar barış adına yeşerme sürecindeyken TBMM yeni yasama döneminin ilk gündemine gelen sınırötesi tezkerenin uzatılması ve her gün vuku bulan çatışma ortamının sona ermemesi herkesin gelecekte tarihi sorumluluğa karşı vicdan muhasebesini yapıp sonuçların ne olacağını iyi okuması gerekir.
* 20, 21. Dönem Diyarbakır Milletvekili / seydaoğlu21@gmail.com
GönderenCiya, Çarşamba, 14 Ekim 2009 09:57, Yorumlar(0)